DİYARBAKIR GEZİLECEK YERLER – GÖLDE JETSKİ KEYFİ

tarafından yazıldı

GÜNEYDOĞUNUN PARİSİ

Dünyanın ve Güneydoğu’nun en eski şehirlerinden biri olan Diyarbakır’a hazır mısınız?

20180318_165515.jpg

Güneydoğunun Paris’i diye anılan bu şehir, bir çok medeniyeti yaşatmış topraklarında. İki üç medeniyetten bahsetmiyoruz arkadaşlar, onlarca ayrı medeniyet ve kültürün üst üste yaşandığı bir tarihten bahsediyoruz. Türkçe, Kürtçe, Ermenice, Arapça ve Süryanice gibi farklı diller konuşulmakta burada. Halkının misafirperverliği ise dillere destan. Hatta derler ki burayı gezenler; Diyarbakır’a giderseniz bir otele değil, rastgele çaldığınız bir kapıya girin.

Biz de üç gün kalacağımız Diyarbakır yolculuğumuza İstanbul’dan sabah uçuşu ile pazar kahvaltısına Diyarbakır’a geçtik. Havaalanından Enterprise şirketinden kiraladığımız araba ile şehrin dışına Çermik ilçesine doğru yola çıkıyoruz.

ÇERMİK ve GELİNCİK DAĞI EFSANESİ

Navigasyon, Havalimanı ile Çermik arasında bir buçuk saatlik yolumuzun olduğunu gösteriyor. Bu şirin ilçe, kaplıca suları ile ünlenmiş. Çermik’deki termal oteller, Türkiye’den ve yurt dışından şifa bulmak için çok misafir ağırlıyor.

Gelincik Dağı efsanesi ile ün yapmış bir tepesi bile var. Efsaneye ve inanışa göre, vaktiyle buradan bir gelin alayı ağır ağır geçiyormuş. Bir annenin elinde çocuğu varmış, çocuk da altını pislemiş. Altı pislenince annesi de temizleyecek bir şey bulamamış. Yavrusunun altını yufka ile temizlemeye kalkışmış. Allah’ın gazabına uğramış ve bütün alay gelinle birlikte oracıkta taş kesilmiş. Uzaktan insan dizisi gibi görünen bu taş yığınlarının ortasında sanki gelinin olduğunu görüyorsunuz. Etrafında da diğer insan silüetlerini andıran jeolojik kalıntılar var. Benzet benzetebilirseniz aslında :).

20180318_124042.jpgSonra, bu dağın hemen ön kısmındaki çayın üstüne kurulmuş ve kesme taştan yapılmış Haburman Köprüsü göreceksiniz. Bu köprünün beş satırlık kitabesinde Zübeyde Hatun, yani Artuklu Necmüddin Albi’nin kızı oluyormuş, bu köprüyü kendi parası ile yaptırmıştır yazmaktaymış.

20180318_130130.jpg

Etrafında çay bahçeleri ve restorantlar olan köprünün altından güldür güldür akan ırmağının sesi mest ediyor. Köprünün hemen başında buharı yaz kış tütmekte olan termal havuz bile var. Dikkat edin çok sıcak 🙂

ERGANİ, DÜNYANIN EN ESKİ YERLEŞİM YERİ

Diyarbakır’ın en büyük ilçesi Çermik’i arkamızda bırakarak Ergani’ye doğru kırk dakikalık bir yolculuğa koyuluyoruz. Ergani, dünyada ilk düzenli yerleşim örneklerinden sayılan Çayönü tepesi ile öne çıkan bir ilçe. Burası günümüzden 10.000 yıl, Körtiktepe yerleşimi ise 12.000 yıl eskilere uzanıyormuş. M.Ö 4200‘lü yıllara kadar burada yaşam olduğu bulgulara dayalı olarak belirlenmiş. Hatta ve hatta ilk yerleşik hayata burada geçirildiğine dair bir çok kanıt da mevcutmuş. Dünyanın en eski yerleşim şehri diye boşuna demedik ya size :).

20180318_135046.jpg

Çayönü buluntularına gelmeden, yolun başında bulunan Kral Mezarları yani Hilar Mağaraları karşılıyor bizi. Kayalara oyulmuş irili ufaklı gözlerin olduğu ve odacıkların bulunduğu, restore edilip etrafı çevrelenmiş bir alan burası. Türkiye’nin bir çok şehrinde buna benzer mezarlarla karşılaşıyorsunuz. Burası aynı zamanda bir mesire alanı. Tarihle iç içe mangal yakıp, piknik yapanları görüyorsunuz etrafta. Restorant ve çay bahçeleri bile var. Ergani’yi de gördükten sonra rotamızı Eğil’e çeviriyoruz.

EĞİL, GÖLDE JETSKİ KEYFİ

Orta taş çağı’ndan kalma binlere yakın mağaranın bulunduğu inanç turizmin önemli bir yeri olan, su sporlarına da ev sahipliği yapan Eğil’deyiz. Evet yanlış duymadınız. Dicle Baraj Gölü ile ayrı bir havası olan Eğil, görülmeye değer bir ilçe arkadaşlar.

20180318_163400.jpg

İlçe merkezine yaklaştığımızda, yol kenarında gördüğümüz amcayı da yanımıza alarak ilçe merkezine girdik. Polis aramasından da geçtikten sonra amcamızı otobüs durağına bırakarak, bize tarif ettiği baraj gölüne doğru geçiyoruz. Yüksek bir tepeden aşağıya doğru güzel manzaralar eşliğinde iniyorsunuz. Gölün etrafında çay bahçeleri ve bacası tüten restorantlar mevcut. Karnımız açıktığı için kendimizi hemen ‘Ali Baba’ restoranta atıyoruz. Bu gölde yetişen kefalin çok lezzetli olduğuna inandıran garsona uyarak sipariş veriyoruz.

Balık mı şahane mutlaka yemelisiniz. Karnımız da doydu, çaylar da içildiyse oohhh nerde kalmıştık. He  Kişi başı 15 TL’ye gölde 25 dk.lık tekne turları yaparak, Kral Kızı Kalesi adını verdikleri oyulmuş kayaların olduğu kıyılara ve kiliseye daha yakından bakabiliyorsunuz.

20180318_162045.jpg

Hatta ve hatta sıkı durun, jetski kiralayıp onunla da bireysel olarak gezebiliyorsunuz, bu muhteşem bir şey değil mi sizce de.

View this post on Instagram

Diyarbakır'ı merak edenler burada mı 😊 Profilimizdeki youtube kanalı linkinden, yaptığımız keyifli geziyi izleyebilirsiniz ✌🏻 Bu karede ise Dicle nehrinin üstünde bizi jetski ile görmektesiniz 😁 Siz de ister tekneyle ister bizim gibi jetski kiralayarak, 📍Asurlulardan kalma kaleye aşağıdan bakabilirsiniz, 📍Efsanevi Savaşçı Kral Kızının gezdiği yerleri görebilir, 📍Kral Mezarlarının yanından hatta dibinden geçebilirsiniz. Ayrıca #güneyekspresi ile Diyarbakır'a gelirseniz mutlaka uğramanız gereken yerlerden biri 😊 . . . #oralarnereler #diyarbakır #dicle #green #river #eğil #türkiye #turkishfollowers #anıyakala #eğilbarajı #selfie #havingfun #country #countrside #travel #traveller #travelphotography #travelpics #güneyekspresi #güneykurtalanekspresi #kurtalanekspresi

A post shared by idil & burak 🌍 Travellers (@oralarnereler) on

 

Sonrasında Asur Kalesi’nin olduğu tepeye tırmanıyoruz buradan tüm Dicle Baraj Gölü kıvrım kıvrım ayaklarınızın altında.

20180318_170600.jpg

Güneşin batışına denk gelmemiz sebebi ile süper fotoğraflar çekiyoruz. Muhakkak Diyarbakır’da görülmesi gereken bir yerdir Eğil. Kocaman  “I love Eğil” yazısı bile var 🙂

 

Arabaya atlayıp buraya çok yakın olan Peygamberler Türbesine 10 dk. sonra varıyoruz. Baya baya kalabalık bir yer burası. Camisi ve dinlenme yerleri etrafında mevcut. Dicle Baraj Gölü’ne manzarası olan konumda, insanın içine huzur veren bir yer burası. Elyesa ve Zülkifl Peygamber’lerin naaşlarının olduğu bu türbelerin Diyanet tarafından 1995 yılında taşınırken, kurulmuş olan 9 kişilik özel heyetle birlikte peygamberlerin naaşının ve kefeninin hiç çürümediği ve cesedin, uykudaki bir insanı andırdığını ifade edilmiştir.

Bu naaşlar aynı şekilde, yeni hazırlanan türbeye nakledilmiş ve şuan ki yerindedir. Camekan içinde muhafaza edilen kabirlerine, kadın erkek ayrı yerlerden giriş yaparak dularımızı okuyoruz ve Diyarbakır şehir merkezine doğru yola çıkıyoruz.

ACIKMADIK MI? 

Diyarbakır’la özleşmiş olan bir ciğer kültürü varmış, biz de şehir merkezinde tavsiye üzerine Umut Ciğercisi’ne kendimizi atıyoruz. Kalabalık bir mekan, herkes ciğer yiyor 🙂 Taburelere oturuyorsunuz hemen siparişiniz için yanınıza geliyorlar. Garsonla girdiğiniz dialog çok kısa; kaç porsiyon, bir ya da iki.. bitti :).

20180318_194816.jpg

Tepsinin içinde ilk önce sumaklı soğan, maydonoz, domates, lavaş ve ezme geliyor, sonrasında da ciğerler… evet ciğerleri çok başarılı buluyoruz. Karnımızı güzelce doyuruyoruz, keyfimiz yerine geliyor.

Sonrasında altın vuruş yapmaya 🙂 tatlıcıya doğru navigasyonu açıyoruz. Diyarbakır’a has olan meşhur burma kadayıf tatlısı var. En iyi yapanların arasında olan Sıtkı Usta’yı aramaya başlıyoruz. Bu arada navigasyon sizi çok başka yerlere götürüyor dikkat. Cevizli ve fıstıklı olarak sipariş ettiğimiz kadayıfları dondurma ile taçlandırıyoruz.

20180318_203902.jpg

Sıra geldi kalacak yer bulmaya. Yol üzerinde otellere bakarken, kocaman tabelalı Öğretmen evi gözümüze çarpıyor. Arkadaşlar kaldığımız en güzel öğretmen evi burası oldu. 5 yıldızlı otelden hiç farkı olmayan süper bir otel. Muhakkak tercih edilmesi gereken en uygun otel burası.

SURİÇİ ARKA SOKAKLARINA HASTA OLACAKSINIZ

Sabah sağlam bir kahvaltıyı otelde yaparak erken saatlerde kendimizi şehrin merkezine yani Surlar bölgesine atıyoruz. Navigasyona uyarak ilk önce Arkeoloji Müzesi’ne doğru gidiyoruz. Fakat yeni sokaklar ve eski sur içindeki çatışmalardan dolayı alınan emniyet tedbirleri gereği ile navigasyon biraz karıştırıyor adresi… Not: Sorarak Bağdat bulunur unutmayın.

20180319_095035.jpg

Aracı işlek bir caddeye herkes gibi park edip, sokaklarda kaybolmak için bırakıyoruz kendimizi. Bütün dükkanlar, pasajlar, kaldırımlar ve caddelerin yeni olması çok dikkat çekiyor. Devlet işinin başına geçmiş ve güzel destek olmuş bu şehre. Savaşın ve çatışmaların izlerinden hiç bir eser kalmamış.

DİYARBAKIR KAHVALTISI; VAN’A RAKİP

Cadde üzerinde basamaklarla aşağıya inilen avlulu bir yer gözümüze çarpıyor. Hasan Paşa Hanı’ymış. Burası ortasında çeşmesi olan kocaman avlulu iki katlı tipik bir han. Fakat bu hanın en önemli özelliği kahvaltıcıların hepsinin bu hanın içinde olması. Her yerde Diyarbakır’ın serpme kahvaltısı yapılıyor. Çay kaşığının sesleri, çatal bıçak seslerine karışıyor. Çok değişik bir ortama sahip bu han, görülmesi gerekenler listesine girmiş bulunuyor. Burada dolaşıp fotoğraf ve video çekiyoruz. Sabah kahvesini avluda keyifle yudumlayarak kaldırımlara geri dönüyoruz.

 

Bu sokakların sesi, rengi ve kaderi emin olun sadece Diyarbakır’a hastır. Hiç bir şehre benzemeyen kendine munhasır güzellikte. Sabah okuluna giden gençler, işine yetişen insanlar, erken saatte oyuna başlayan küçük veletler, kahvaltıya ekmek götüren basma etekli kadınlar, başka bir dünya bu sokaklar. Cıvıl cıvıl hiç yalnız kalmayan çocukluğumuz gibi sıcak ve samimi. Her sokakta ayrı bir müze var; değer yargıları yüksek toplumların olduğu yerler gibi bu kaldırımlar.

20180319_124612.jpg

Köşeyi döner dönmez müziğin sesine doğru, açık kapıya yöneliyoruz. Selam veriyoruz Anıl Bey’e ve borçlu çıkarıyoruz Oralarnerelere :). Burası Diyarbakır Kültür Evi arkadaşlar, Cahit Sıtkı Tarancı’nın müştemilatı. Kendi müzesinin tam arkasında kalan, çok güzel bazalt taşlarından yapılmış geniş avlulu tam bir Diyarbakır evi. Anıl Bey çok hoş sohbetli mükemmel bir arkadaş ve mahalle sakini bu arada.

DİYARBAKIR NEZAKETİ

Diyarbakır hakkında yapmış olduğumuz röportaj sırasında, telefonlara gelen aramaları görmemişiz ve üstüne bir de mesaj atmışlar. Aracınızı park ettiğiniz yerden çekermisiniz, yoksa çekici ile alınacaktır. Hemen geri dönüş yapıyoruz ve aracın başına gidiyoruz. Arabayı park ettiğimizde her yerde araç varken şimdi koca yolda bir tek bizim araç kalmış. İşin özün de şunu anlatmak istiyoruz, başka şehirlerde kimse aracın sahibini bulmaya çalışmaz arkadaşlar, direk koyar çekiciye götürür otoparka. Ne kadar duyarlı bir şehir olduğunu siz anlayın. Aracı sağlam bi yere çekerek Diyarbakır Kültür Evi’ne geri dönüyoruz. Bize ısmarladığı çay için de, değişik tadı olan bademli kahvesi için de ayrıca teşekkür ederiz.

Diyarbakır’ı o kadar özel ve güzel anlattı ki saatin nasıl geçtiğini anlamadık. Bu arada mekanda Anıl beyin annesinin elinden kahvaltı yapabilirsiniz ve öğleden sonra da Diyarbakır’a ait halk müziklerini canlı dinleyebilirsiniz. Diyarbakır Kültür Evin’den yarın sabah kahvaltıya gelmek üzere sözleşip ayrılıyoruz.

 

SADECE BİR CAMİİ DEĞİL; ULU CAMİİ

Sokakların birine giriyor, diğerinden çıkıyoruz, çıkmaz bir sokağa denk gelmeden gönül rahatlığı ile kayboluyoruz :). Önümüze çıkan İskender Paşa Konağı’na da göz atıp gezdikten sonra Diyarbakır’ın simgesi olan Ulu Cami’ye giriyoruz.

 

Ulu Cami, Müslümanların 5. Haremi Şerifi olarak bilinmektedir. Bazalt taşları ve oymalı sütunları ile çok geniş avlusu olan bu camii görülmesi gereken bir yer. Tıpkı İstanbul’daki Ayasofya Cami gibi burası da 639 Yılı’nda Mar Toma kilisesinden camiye çevrilmiştir. İlk yerleşiminde pagan yani putlara tapanlara ait bir tapınak bulunuyormuş, sonrasında kilise olarak kullanılmış. Müslüman Araplar, şehri ele geçirince 639 yılı’nda burası, Cami-i Kebir ismiyle hizmete açılmış.

 

Caminin dört cephesi, İslamın 4 ana mezhebine ayrılmış.Hanefi ve Şafiler, 2 ayrı mekanda ibadetlerini sürdürmektedirler. Hanefiler bölümünde, kiliseden, camiye dönüştürülen esas bölümüş, Caminin içi tavanı inanılmaz güzel işlemelerle bezenmiş. Zeminin bazı yerlerinde kanalların olduğu camlı zeminden görülmekte. Avlusunda, etrafı çevrili bulunan güneş saati, tarihini ne denli eski olduğunu gösteriyor. Saatin kimler tarafından yaptırıldığı tam olarak bilinmiyor.

Ayrıca, yapıldığı tarihten bu yana kendi ekseni etrafında insan gücünün bile döndürebildiği bir sütun bulunmakta. Bu dönen sütunun amacı deprem sırasında yapının zemininde kayma olup olmadığını anlamak ve sismik hareketlerin takibi için yapılmış. Ve halen dönebiliyor olması, o zamanın ustalığını gözler önüne seriyor. İçerisinde müzeye ayrılmış bir alan dahi var. Caminin tuvaletlerine girerken daracık ve alçak kapılardan eğilerek giriyorsunuz.

SOKAKLARDA 30 YIL GERİ GİTMEYE NE DERSİNİZ?

Sonra tekrar salıyoruz kendimizi bu güzel ve enteresan arka sokaklara. Yoğurtçusu, sebzecisi, simitcisi, her bir tarafdan ayrı ayrı naralar atıyor. Eski İstanbul tadında sizin anlayacağınız. Çocukluğumuza dönüş yapıyoruz Diyarbakır’da.

20180319_135553.jpg

Kahvehanelerin önünde duran amcalarımız, dedelerimiz, abilerimiz  şıklık içindeler.  Altında şalvarları, üstünde ceketi, içinde yeleği ve gömleği ile bir uyumlu kafalarındaki puşileri. Sırf bu adabı ve edebi görmek için bile Diyarbakır gezilir. Öle okey kağıt oynanmıyor buralarda, el yapımı ahşaptan damalar ve satrançlar oynanıyor en hararetlisinden.

20180319_140500.jpg

Surun kestiği uzun bir sokaktan geçiyoruz, sağlı sollu otellerin bulunduğu bir cadde burası. Sokağın sonunda surun altından geçilen kocaman bir kapı karşılıyor bizi.

20180319_135728.jpg

Saray Kapı burası ilk göze çarpan olay ise amcaların ve teyzelerin ellerinde cüz ya da Kuranı Kerim’lerle sağda solda oturması ve gelen kişilere bir ücret karşılığında mevlüd okumaları oldu. Her terafta bu şekilde oturulmuş kişilerle karşılaşıyorsunuz. Tabi bugünün pazartesi olduğunu unutuyoruz ve Arkeoloji Müzesi’nin kapısından dönüyoruz. Kapalıymış…

Saray Kapısı’ndan ayrılarak, yürümeye devam ediyoruz ve Dört Ayaklı Minare’ye yani Şeyh Muhtari Camii’ne varıyoruz. Minaresi ile önem kazanan bu cami, dairesel değil dörtgen olarak yükselmektedir. Yolun tam  ortasında bulunan minare, camiden bağımsız gibi durmasıyla dikkat çekiyor. Dört ayrı sütun üzerinde yükselen, kare planlı minarenin her bir ayağı İslamdaki 4 mezhebi temsil etmekdedir. Üzerinde yükselen minare ise, İslam dinini göstermektedir. Bir rivayet ve batıl inanışa göre bu dört ayağın artından 7 kere geçerseniz, dileğiniz kabul olurmuş :). Ve burayı gezerken halen insanların altından sayarak geçtiğini görebilirsiniz.

GOPR7272.JPG

Hemen bu Dört Ayaklı Minare’ye yakın olan  Mar Petyun Katolik Kilisesi sokağı komple kapatılmış ve tadilata alınmış. Burayı göremedik fakat burası ile enteresan bilgi ise kilisenin papazının bulunmaması, Diyarbakır’da çok fazla katolik olmadığı için. Ayda bir Süryani Kilisesi’nden geçici olarak buraya gelen din adamı varmış. Tekrar buraya çok yakın olan Surp Giragos Ermeni Ortodoks Kilisesi de tadilatta olduğu için burayı da ziyaret edemedik. Fakat burası ile ilgili enteresan bir bilgi vermek istiyoruz. 3000 kişinin ibadet edebileceği bir Ermeni kilisesi haline gelmiş bu yapı, dünyada tek olması ile öne çıkıyor.

YENİ YERLER, YENİ TATLAR

GOPR7284.JPG

Karnımız da epey acıktı doğrusu… Yine tavsiye üzerine zorla bulduğumuz Nur Ocak Başı’na geçiyoruz…masayı baştan sona donatıyorlar. Kemik suyu çorbası, ayrıca tabakta gelen ayran köpüğü ve kivi suyunda bekletilen kuzu şiş… Ciğerlerinden ve enfes kuzu etinden tadarak bizden 10 puanı alıyorlar.

20180319_150603.jpg

Bu kadar yedik bunu yakalım diyerek çıkıyoruz surların üstüne. 

DÜNYANIN EN UZUN İKİNCİ SURLARINDA YÜRÜMEK

Artık surlardayız, kenarında falan değil direk üstünde dolaşıyoruz. Yüksekliği korkulacak kadar var 12 metre kadarmış, genişliği 5 metreyi bulmasıyla dünyanın en sağlam surlarından biri olarak kabul edilmiş. Yukarıdan bakıldığında kalkan balığına benzeyen bu surlar şehrin tam ortasında bulunuyor.

 

Şaşıracağınız bir bilgi verelim mi? Genişlik ve yükseklik olarak dünyada birinci, uzunluk açısından ise Çin Seddi’nden sonra dünyada ikinci olan tam 5 km’yi bulan bir setten bahsediyoruz. 82 adet burca sahip olan ve görkemli dört kapısıyla –UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan- surların üstünde dolaşmak ve şehre buradan bakmak enteresan bir deneyim.

 

Surun maketini Kervansarayın karşısında bulunan camekanın içinde görebilirsiniz. Diyarbakır’ın araç plakası olan 21 rakamı ile herşeyi yapılan bu maketin sahibi olan abimiz de hemen karşı dükkanda bulunan hediyelik objeler yapan kişidir. Tanışmanızı isteriz.

GOPR7332.JPG

10 GÖZLÜ KÖPRÜDE ÇAY MOLASI

Sonra buraya çok yakın olan 10 Gözlü Taş Köprü’ye geçiyoruz. Dicle nehri üzerinde yapılmış olan bu köprü çok büyük ve ihtişamı ile fotoğraflara ve içilen çaylara fon olmakta. Dicle nehri sağlı sollu iken, kat kat çay bahçeleri minderlerle sizi karşılıyor.

Diyarbakırlılar için bu nehir çok önemlidir kutsal sayılır. “Allah’a giden yol” olduğuna inanıyorlarmış. Batıl inanışa göre halen sürmekte olan bir efsane var. Diyarbakırlı genç kızlar ve kadınlar, her yıl Kurban Bayramı akşamında, Dicle köprüsü yani bu 10 Gözlü Köprü üzerine çıkarlar ve kağıtlara yazdıkları dileklerini, dualar ederek nehre atarlar. Böylece, dileklerinin gerçekleşeceğine inanıyorlarmış. Evlenecek olanların aday aradığı, evlenenlerin fotoğraf çekildikleri bu taş köprü diyarbakır için önemli yere sahip.

20180319_172717.jpg

UNESCO’YU ŞAŞIRTAN ŞEHİR DİYARBAKIR

Bu köprünün altından akan Dicle Nehri, düz ovada kıvrılarak Fiskaya Şelalesine kadar gider ve bu verimli arazinin ismi ise Hevsel Bahçeleri’dir. Bu bahçeler Unesco Dünya Mirası’nda arkadaşlar. O kadar verimli topraklara sahip ki, ne eksen çıkar dediklerinden. Hatta bu bahçelerde 180 çeşit kuş türünün görüldüğü de anlatılıyor. Evliya Çelebi’nin bu bahçeler hakkında yorumu şöyle anlatılıyor. Hevsel Bahçe’lerini fark eder ve büyük patlıcan tarlalarını görür, patlıcan tüketimi sonucunda, şehirde asık suratlı ve mide rahatsızlığı çeken birçok insanla karşılaşacağını düşünür. Ancak, şehre girdiğinde, şehirde yaşayan insanların, sağlıklı ve gürbüz olduklarını görür ve şaşırır. Bunun nedenini araştırdığında ise, Hevsel Bahçeleri’ndeki karpuz bostanlarını görür ve karpuzun, patlıcanın yarattığı zararlı etkileri giderdiğine karar verir.

 

 

70 KİLO KARPUZ MU OLUR? OLUR.

Karpuz arkadaşlar Dünyaca meşhur Diyarbakır karpuzu. Diyarbakır ve Türkiye için önemli bir meyve olan karpuz bu toprakların diğer simgesidir. Yolların kavşak ortalarında karpuz heykellerini görebilir, hediyelik buzdolabı magnetleri alabilirsiniz. Nisan – Mayıs aylarında Dicle nehrinin sularının çekilmesiyle, nehir yatağında oluşurlar. İnsan boyutlarında açılan kuyularda güvercin gübresi ve normal gübre ile beslenir ki karpuzun iriliği ve lezzetli sağlanır. Yani organik gübreleme, Diyarbakır karpuzunun en önemli özelliğidir. Bu metodlarla bir karpuzun ağırlığı 60-70 kiloya kadar çıkabiliyor. Sulu sulu yaz aylarının vazgeçilmez yemeğidir karpuz. Ağzımız sulandı olsa da yesek dimi 🙂

Hevsel bahçelerini gördükten sonra yol üzerinde Gazi Köşkü’nün kapısını görüyoruz fakat saat geç olduğundan ve karnımızın açıkmasından yavaş yavaş yemeğe doğru geçiyoruz. Şehir merkezinde olan kaburga dolmasının iyi yapan bir yere tabiki Selim Amcanın Sofrası’na. Dış cephesi yeşil ışıklarla aydınlatılmış bu eski mekan, kaburga dolması ile Türkiye’ye nam salmış bir tada sahip. Garsona siparişi veriyoruz ve kaburga tekerlekli servis arabasıyla masanınza geliyor. Garson ilk önce dolmanın ipini çözüyor ve sonrasında kaburga kemiklerini ayırıyor, sosunu üzerine dökerek masaya servis yapıyor. Bu sunum kaburga dolmasın ritüeli gibi bir şeydir. Lezzetli olan bu yemek hemen bitti anlamadık bile :). Üzerine haşlanarak yapılan içli köfteleri de götürdük mü olay tamam :).

Eeee tatlısız bir Diyarbakır akşamı olmaz diyoruz ve tripadvisordan baktığımız kadayıfçıya doğru gidiyoruz. Navigasyon tren rayının geçtiği yolları iyi hesaplayamıyor yanlış yerlere çıkarıyor o yüzden sorarak bulmanız daha kolay haberiniz olsun. Künefeci Levent Usta tren raylarının hemen karşısında ve akşam saatinde baya kalabalık. İçtiğiniz çay, kahve ve süt ikramları ama yediğiniz tatlıyı ödüyorsunuz. Biz kadayıfı çok şerbetli bulduk yine de fena değildi. Çaylar içildi, tatlılar yendi kahveler de höpürtede höpürtede içildi ve artık uyku vakti geldi. Tabi ki en lüks otel Öğretmen evine geçtik.

YEDİĞİMİZ EN GÜZEL KAHVALTI

Güzel bir uyku uyuduktan sonra kahvaltıya söz verdiğimiz gibi Anıl beyin yanına yani Diyarbakır Kültür Evi’ine geçiyoruz.

GOPR7360.JPG

Hemen iki masayı yanaştırıyorlar ve mükemmel bir serpme kahvaltı sofrası kuruyorlar. Anıl bey’in annesi Sevim hanımın  eli inanılmaz lezetli bu tadları çoğu restorantta bulamazsınız. İdda ediyoruz bu kahvaltının tadı aklınızdan hiç çıkmayacak. Yolumuz uzun diyerek bu güzel insanların yanından ayrılıyoruz.

BİR AŞK HİKAYESİ, MALABADİ KÖPRÜSÜ

Planımız da Batman ve Siirt var, bu gezimizi Batman Siirt başlıklı yazıdan okuyabilirisiniz. Siirt’i gezdikten sonra kiralamış olduğumuz aracı teslim etmek için akşama Diyarbakır’a geçiyoruz. Dönüş  yolu üstünde Malabadi Köprüsü oku görünce bu güzel köprüyü görmeden gitmeyelim diyoruz. Sabah aracı teslim etmeden önce köprüye uğrama planı yapıyoruz. Bu akşam ki konaklamayı da Diyabakır Öğretmen evinde yapıyoruz ve bu sefer bize suit odalarını veriyolar :).

Sabah erken saatlerde kahvaltımızı yapıyoruz ve bir buçuk saatlik yola çıkıyoruz. Malabadi Köprüsü’ne geldiğimizde her tarafta otlayan inekler bizi karşılıyor. Batman çayında köprü kenarlarında balık tutan amcalara selam verip fotoğraflarını çekiyoruz. Üstünde yürüyoruz bu eşsiz ve dünyada tek olan köprünün. Evet yanlış duymadınız. Dünyadaki taş köprüler içerisinde kemeri en geniş köprüdür Malabadi Köprüsü.Her iki tarafından aşağıya inilen odaları fark ediyoruz ve inip penceresinden manzaralarına bakıyoruz. İnternette biraz araştırınca köprüden geçen yolcuların konaklaması ve dinlenmesi için yapıldığını öğreniyoruz. Ayrıca, köprü nöbetçilerinin de zaman zaman bekleme odası olarak kullanılmış.

 

Şarkılara, hikayelere konu olan iki aşığında hikayesini barındıran bir köprüdür Malabadi Köprüsü. Gerçi bu iki aşığın öyküsü kavuşamadan bitiyor, sizinkiler güzel bitsin deyip, köprüde güzel anılarımızı bırakarak Diyarbakır’a aracı teslim etmeye geri dönüyoruz. Aracımızı Enterprise’a sağ salim teslim edip, Diyarbakır Tren İstasyonu’na geliyoruz. Güney Ekspresine binmek için Siirt’in Kurtalana ilçesine giden bölgesel tren varmı diye soruyoruz, olmadığını fakat akşam 18:00 da Ankara’dan gelecek olan Kurtalan treni var diyor. Daha çok vakit olduğundan otobüsle gitmeye karar veriyoruz. Otobüsle de iki buçuk saat sürüyormuş zaten.

İstasyon ile ilçe otogarının arasında 20 dakikalık bir yürüme mesafesi var. Otogara girdiğimizde kalkmakta olan siirt arabasına yetişiyoruz. Ve Diyarbakır serüvenimiz burada son buluyor. Ama anılarımızda ve hayatımızda bir Diyarbakır hep kalacak. Bu güzel şehre tekrar gelmek dileği ile ayrılıyoruz.

Yüreği güzel insanlarla tanıştık bu eşsiz topraklarda, çok şey öğretti bize Diyarbakır, çooook.

 

İki gezgin aşığın da dediği gibi;

Gezin, gezin, dönün…

2 comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s