VAN GÖLÜ EKSPRESİ VE FERİBOTLA KARŞIYA GEÇMEK.

İtiraf ediyoruz, sanırım trenler bizde biraz tutkuya dönüşmeye başladı. İlk olarak Doğu Ekspresi ile 27 saat süren yolculuğun ardından, dünyanın ilk 10’u içinde bulunan Sri Lanka trenleri ile 35 saat yol gittik. 

Ve şimdi de Van Gölü Ekspresi ile 24 saat deneyimi ….

 (Tren saat ve günleri için : http://www.tcddtasimacilik.gov.tr/trenler/Anahat%20Trenleri/2 )

Şimdi trene binip gitmek güzel de vardığınız yer de çok önemli ve ne yapacağınızı bilmek de. Hadi o zaman @oralarnereler ile biraz dolaşmaya ne dersiniz? 🙂

Biz hem manzara hem de gezi planımız açısından dönüş yolunda Van Gölü Ekspresini seçtik. Dolayısıyla önce istanbul’dan Van’a uçakla gittik ve Van Gölü’ne teğet indik. Hemen oradan araç kiraladık ve kalacağımız yeri ayarladık. Hoop Van’a gelmişken ilk önce kahvaltı yapmadan olmaz. Biz bi Sütçü’ye gidip geleceğiz.

Sonra tabi ki Başlasın gezimiz…

 

 Kedi Severler, Hadi Van Kedi Evi’ne

Ziyaret etmek isteyenlerin dikkatine, bu ev, Yüzüncü Yıl Üniversitesinin içinde. Bir mama kapıp içeri giriyorsunuz ve etrafınızı 10’larca birbirinden ilginç, aynı gibi görünen ama inanılmaz farklı beyaz kedicikler sarıyor. Van kedileri farklılıklarının tamamıyla farkında olup, şımarıklıkları patilerinden akıyor. Erkek kedilerin tarafı, erkeğim lan ben dedikleri için ağır kokuyor. Ama biz yine de bol bol kedi sevdik kaşımıza kadar beyaz tüyle çıktık 🙂

 

Van Kalesi

Güneşin doğuşunu da batışını da ayrı keyifle izleyebileceğiniz bir yerde konumlanmış. Yaklaşık 3000 yıllık geçmişi var. Urartuları geçin, Osmanlı döneminde bile çok önemli üstlerden biri olmuş. Kale hafif rampa şeklinde yükselmekte olduğundan uzaklardan tüm surları net bir şekilde görülmektedir. Biz kaleye çıkamadık çünkü kapanış vaktine denk geldik. Fakat güneşin kalenin arkasından doğuşunu izleme fırsatımız oldu. Sisin ve dağların arasından güneşin çıkışı ile bir anda beliren Van Kalesinin surları, sabah uyanmanız için büyük bir sebeptir.

20171227_155538-01.jpeg

 

Van’ın Disco Disco Partizane Üst Geçitleri

Gündüzleri normal bir şehir hayatı yaşayan Van, gece olduğunda üst geçitleri ile yeni yapılmış tertemiz yollarına heyecan ve renk katıyor. Güneşin batışını bekleyen haylaz çocuğa bağlıyo yolları, biraz sonra LasVegas’a varacakmışsınız gibi. Uzaklardan baksanız lunapark havasında, jan janlı, kımıl kımıl bir çok renkli ampullerle senkronize hareketlerle dans edercesine eğleniyor. Biz de verdik çoşkuyu radyoya, haydi ne duruyoruz eller havaya.

 

Akdamar Adası

Erken kalkan erken yol alır derdi gazteci selim abi. Güneş Van gölünün üstünde kendini göstermeye başladığında, otelin camından bu nasıl göl ki az kalsın deniz olacakmış diyorsunuz. Pürüzsüz koyu lacivert çarşaf gibi, dağları yalnız bırakmayan şarkı gibi büyüyor güneşle. Kaldığımız otelde sağlam bir kahvaltı ile attık kendimizi yollara. 1 saat süren yolculuğumuzda, Van gölü sağımızda dağlar solumuzda, güneş sarı ile kırmızının arasında. Her yerde durup video ve fotoğraf çekmek için ışık kovalamaya başladık.

 

Akdamar Adası’na kalkan teknelerin olduğu iskeleye geldiğimizde bir de baktık ki kimse yok. Sezonda 30 dk. da bir kalkan motorların yerine miçoların çay içme faslına denk geldik. Karşıya nasıl geçeceğimizi sorduğumuzda sefer olmadığından bizi 240 TL’ye adaya götürüp getirebileceklerini söylediler. Biz de 239 TL’ye İstanbul’dan Van’a uçakla geldik yapma gözünü seveyim kaptan deyip pazarlığa tutuştuk. Baktı biz dişli çıktık, “Biraz bekleyin, bir tur gelirse onlarla normal fiyata 15 TL’ye gidersiniz.” dedi. Biz de umudumuzu yitirmeden bekledik. Tam da gitmeye yeltenirken, adanın güvenlik görevlilerinin değişim saati geldi. Biz de atladık onlarla motora. Ve bize özel tur ile 25 dk.da adaya geçtik.

📣 Kış geliyor diye diye yediniz bizi. Şimdi Van Gölünün ortasında Akgezenlerin yeri olacağını düşündüğümüz Akdamar adasındayız. Börtü böcekten eser yok. Van Gölü Canavarı nedeniyle de yıllarca kimse buraya gelip gitmemiş. O kadar seslendik "Canavar Manavar??" … Ses yok… Sonra karşımıza Surp Haç Kilisesi çıktı. Kudüs' ten İran' a bir parçası kaçırılan Hakiki Haç' ın kalan kısmını koruma amacıyla yapılan kilisenin tüm cephelerinde İncilden alınan sahneler, rölyeflerle temsil ediliyor…. . #oralarnereler #van #akdamar #akdamaradası #winterishere #got #vangölü #vangölücanavarı #turkiye #lake #island #travel #instatravel #traveller #church #whitewalkers #video #vangoluekspresi #vangölüekspresi

A post shared by idil & burak 🌍 Travellers (@oralarnereler) on

 

Koskoca adada sadece 2 kişiydik. Bize 45 dk zaman verdiler biz de adayı tavaf ettik. Şansımıza muhteşem bir hava vardı. Akdamar Surp Haç Kilisesinin en büyük özelliği, Kudüsten İran’a bir parçası kaçırılan hakiki haçın kalan kısmını koruma amaçlı yapılmasıymış. 1100 yıllık kilisenin tüm cephelerinde İncil’den ve Tevrat’tan alınan sahneler, rölyeflerle temsil edilmiş.

akdamar.jpg

 

Adanın sizi şaşırtacak bir özelliği de hiç bir börtü böceğin yaşamaması. Ancak efsaneye göre Van Gölü canavarı yoruldukça bu adada dinlenirmiş. Ve bu yüzden uzun yıllar kimse bu adaya ayak basmamış. Giriş ücreti 10 TL, müzekart geçmektedir. Gezmek için en az 1 saatinizi ayırmanızı öneririz. Bahar ayında gelirseniz, badem ağaçlarının çiçeklerini ve manzaranın güzelliğini doya doya yaşarsınız.

 

Harabe Şehir – Ahlat Selçuklu Mezarlığı –Usta Şakirt Kümbeti

Adadan dönünce, Bitlis Ahlat’a doğru  2 saat sürecek yola çıktık. Bu yolculuğu eğlenceli hale getirebilmek için takıyoruz ordan bir kaset teybe, The Beatles’ tan “Come Together” ile başlayıp “Ben Melamet Hırkasını Kendim Giydim Kimene” ile devam ediyoruz. Yollarda sık sık jandarmanın kontrollü geçişleri ile karşılaştık. Van gölü her açıdan çok güzel. Yüksek tepelerde beyaz örtü olsa da genel olarak ne kar vardı ne de soğuk. Halbu ki kimle sohbet ettiysek, bu aylarda dizimize kadar karla gezmemiz gerekirmiş.

vangolu.jpg

 

Ahlat’a varınca Harabe Şehir tabelasından içeri saptık. Orada Memet amcadan adres sorarken, şehir hakkında da ufak dedikoduları aldık. Harabe şehir görünümü ve tarihi ile ikinci Hasan Keyf olmaya aday. Önceleri, mağaralar özel mükiyetmiş. Devlet orayı sit alanı olarak kabul edip, restorasyon çalışmalarına başlayacakmış. Turist çok geldiğinden etraf düzenlenmiş ve Selçuklu’dan kalan köprü restore edilmiş, altından şırıl şırıl ırmak akmakta.

 

Hemen yan tarafta Ahlat Selçuklu Mezarlığı’a geçtik. Dünyanın en büyük Türk İslam mezarlığını görüp ağzımız açık kaldı. Kubbet-ül İslam olarak da bilinen bu mezarlıkta irili ufaklı 8 bin 169 mezar taşı tespit edilmiş. Düşünebiliyor musunuz?

 

Google yazdığına göre burası şu anda Unesco dünya kültür mirası geçici listesinde yer alsa da 2019’da asıl listeye girecek gözüyle bakılmaktaymış. Bu muhteşem açık hava müzesinde, inanılmaz işleme detaylı mezar taşları göreceksiniz. Etrafı inceleyip gezmemiz, en az 1 saatimizi aldı.

 

 

Fatihamızı okuduktan sonra mezarlıktan fark edilen büyük bir anıt gözümüze çarptı. Oraya doğru yol aldık. Vardığımızda ise Ahlat’ın en büyük kümbeti olduğunu öğrendik; Usta Şakirt Kümbeti, diğer adı ile de Ulu Kümbet. 13. Yüzyıla ait olduğu bilinen bu ata mezarı, Türk çadır sanatının taşa ve mermere yansıyan, dantel gibi işlenen harika örneklerinden.

 

Doğu Bayazıt

Ahlat’taki tarihin güzel kokusunu depolayıp, güneşi de arkamıza alıp, iki buçuk saatlik doğuya doğru yola çıktık. Yol üzerinde Süphan Dağı manzarası eşliğinde çoban abimizle sohbet ettik.

Güneş battıkça, renkler bize salçalı yemekleri hatırlattı. Saatlerdir açtık ve Doğu Bayazıt’ın meşhur köftesi Abdigör Köfte aşeriyorduk.  Akşamın karanlığında şehre vardığımızdan bir çok lokanta kapanmıştı. Biz de açık olan bir tanesine girip ilk köfte deneyimimizi tattık. Ertesi gün yediğimiz kesinlikle daha lezzetliydi. Doğu bayazıtta otel seçeneğiniz pek yok, şehir merkezine en yakın ve düzgün olan bi tanesini seçtik. Sabah, sanki güneş bu şehirlerde doğuyormuş da biz batıda fragmanını izliyormuşuz gibi hissettik. İlk okulda resim derslerinden hatırlayacağınız bir görüntü aslında, dağların arasından yarım çizilmiş etrafında ışık çizgileri olan aşşalara da da bir kaç ev bir de ırmak he işte o resim gibi.

 

İshak Paşa Sarayı Yolunda Urartu Kalesi, Ahmedi Hani

Şehir çoktan kalkmış bile, esnaf çayını sıgarasını içerken, biz de sarayın yolunu tutmaya başladık. Merkezden İshak Paşanın uzaklığı 10 dk. var yok. Saraya girmeden artık harabeye dönmüş Urartu Kalesini görünce yok daha neler bu surları da buraya nasıl yapmışlar diyerek baka kaldık. İlk olarak yukarı tarafında bulunan Ahmedi Hani Camisine çıktık. Ahmedi Hani 1600’lerde bir çok dil bilen müderris ve tanımış bir molladır.

 Ziyaret sırasında görevli amcayla sohbet ederken kayalıklara kurulmuş bu kaleye çıkılıyor mu dedik ve bize oraya tırmanılacak patikayı tarif etti. Bizi bu kadar zorlu bir yolun beklediğini bilmeden yarım saatlik tırmanışa geçtik ve kayalıkların arasındaki yarığa doğru tırmanmaya başladık. Kocaman bir yarık ve o yarık kalenin kapısı konumunda…belki de dünyanın en dar kapılarından. Aşağısı dik bir uçurum. Evet adrenalin diyorum, ayak parmaklarımın ucundan mideme yaptığı yolculuğu burdan bıraksam İshak Paşa’nın salonuna gider. Surların en uç kısmına kadar yürüdük, biraz abartarak en tepesine çıktık sonra da aşağılara indik. Bunlar hep İshak Paşa’yı daha farklı açılardan görmek için tabi ki. Tehlike mi göbek adımız 🙂 

 

Tabi bu durum yıllar önce olsa paha biçilemez kareler yakalamış olurduk. Neden mi? Şuan öyle bir restorasyon çalışması yapılmış ki saray tavanı, çatısı görselliği tamamen bozmuş. Medyanın ve insanların eleştirdiği konuda biz de hem fikir olduk. Urartu kalesinden sağ salim inerek, saraya doğru inmeye başladık.

20171226_110422-01.jpeg

 

İshak Paşa Sarayı

İhtişamlı girişiyle sarayın kapısındayız, direk göze çarpan motifleri, kabartmaları ve kesme işciliği ile Selçuklunun büyük izlerini hemen fark ediyorsunuz. Kapının kenarında gözümüze çarpan yazı, Pazartesi günleri müze kapalıdır, başımızdan aşağı kaynar suların inmesi ile bu günün Salı olmasına seviniyoruz, çünkü 4 saatlik yolu, Topkapı Sarayından sonraki bu güzelim görkemli sarayı görmek için kat ettik. Bu arada Giriş 5 TL.

Fotoğraf, İshak Paşa Sarayı avlusundan…. Fazladan 300 km yol yaptıran bir saray… Ve biliyor musunuz, Ağrı Dağı'nın yanında bulunmasına rağmen, sarayın hiç bir penceresinden Ağrı Dağı görülemiyor. Belki bir ego savaşı, belki coğrafi şartlar, belki de güvenlik, strateji…net cevap bulamadık. Ama keşke şimdiki restorasyonu daha sağlıklı ve uyumlu yapılsaymış. Gidince anlayacaksınız…Son olarak Barış Manço' nun Doğubeyazıt' ı kendine has muhteşem üslubuyla anlattığı "Barış Manço İle Dere Tepe Türkiye" programının o bölümünü mutlaka izleyin. Hem Barış Abiyle hasret giderirsiniz hem de yeni bilgiler öğrenebilirsiniz. . #oralarnereler #ishakpaşasarayı #ishakpashapalace #doğubeyazıt #ağrı #türkiye #vangölüekspresi #doğuekspresi #ig_dogu #palace #selfie #traveller #travel #instatravel #architecture #history #barışmanço #deretepetürkiye #7den77ye

A post shared by idil & burak 🌍 Travellers (@oralarnereler) on

 

Burası, Selçuklu, Fars ve Osmanlı mimarisinin izlerini taşımasının yanı sıra, dünyanın ilk kalorifer tesisatı ile ısıtılan saraydır. 7600 metre karelik alanı kaplayan sarayda yüzlerce oda gezmekle bitmiyor; ailesinin içinde bulunduğu türbe, camii, cemaat yeri, minare, hizmetli odaları, çok büyük ve bütün duvarları yemek yağlarıyla kaplanmış mutfağı, bizim bile bir anımızın kaldığı çeşme (ilerleyen satırlarda anlatacağız) , muhafız koğuşları, nöbetci odaları, kapısı olmayan zindan ve cezaya göre ışık alan diğer zindanlar, taç kapılar, selamlık, üst mertebeden insanların karşılandığın çok ihtişamlı divan salonları, duvarlarında İshak Paşa’ya yazılmış iltifatlar, temenniler ve duaların olduğu haremlik, at arabası ve koşum yerleri, ahırlar bulunmaktadır. Biz yazmaktan yorulduk..google amcaya sorabilirsiniz.

 

Bu muhteşem saray, hayvan ve insan gücü ile yapılmış ve inşası için çevre köylerden beyaz taşları taşınırken, Ağrı Dağı’ndan ise volkanik siyah taşlar getirilmiş. Saray, isim sahibinin babası olan Çolak Abdi Paşa ve 8 oğlu tarafından yapılmış fakat 99 yıl boyunca süren inşaatını en son yaşayan oğlu Çıldır Vali’si İshak Paşa 1784’de bitirmiş ve ismini saraya vermiş. Sarayın avlusunda bulunan  durmaksızın akan 2 musluklu büyük bir çeşme bulunuyor, korkmayın her şeyi böyle detaylı anlatmaycağız tabi, ama bu çeşme ile ilgili değişik yorumlar var. Muslukların birinden su, diğerinden ise süt aktığı rivayeti çok sağlam yazılmakta. Bu sarayın öne çıkan bir konusu da 13 metre yüksekliğinde 6,5 metre enindeki som altından dış kapısı Rus işgali sırasında kaçırılmış. Hatta Moskova müzesinde sergilenmekteymiş. Tahminen tüm sarayı oda oda gezmemiz 70 dk. kadar sürdü. Gezerken vay be diye diye paranın, gücün, azmin, ihtişamın, sanatın, aşkın, tutkunun taşa dönüşmüş halini buram buram hissettik.

Meteor Çukuru     

Alaska’dan sonra dünyanın en büyük meteor çukurunun İshak Paşa sarayı ile arasında 40 dk. olduğunu duyunca bizim tepki; NEEEE yok artık daha neler, heyecandan açlığımızı unuttuk, japon cizgi filmi karakteri gibi ağzımız kulaklarımıza vardı, öyle ya hayatımızda kaç kere meteor çukuru göreceğiz ki diyerek, kemerleri takar takmaz kontağı çevirdiğimiz gibi soluğu Gürbulak Sınır kapısı yolunda aldık. Sınıra yaklaştıkça tır trafiği artıyor. Sınır kapısından U dönüşü yapıp ilk sağdan içerisi giriyoruz ve jandarma kontrolünde aramadan geçip, tabelaları takip ediyoruz. Heyecan dorukta. Bu arada, yolun sağında İran’la sınırımız belli etmek için yeni yapılan taş blok şantiyesi ile karşılaşıtık, büyük büyük bariyerlerle dolu ilginç karelere şahitlik ediyor bu sınır.

TWAV3600-01.jpeg

Sonunda demir çitle çevrilmiş koca bir yuvarlağa geldik. Bir Türk böyle bir çukur görürse ne yapar? Hemen bağırır. A a a a a a….bağırdığınızda sesinizin yankısı inanılmaz oluyor, biz de durur muyuz vurduk uzun havanın dibine. Kafanızı kaldırdığınızda ise fonda Ağrı dağının karlı tepeleri ve kekik kokan etekleri muazzam bir görüntü. Hemen hemen 137 yıl önce bir gece vakti düşmüş bu gök cismi. Genişliği 35 metre, derinliği ise 6o metre kadar bir çukurmuş. Tabi zamanla doğa olaylarıyla şuanki derinliği 35 metreye kadar yükselmiş. Kimi araştırmacıya göre meteor çukuru değil bir obruk olduğu da söyleniyor. Biz burda Dere Tepe Türkiye’yi gezen 7’den 70’e  Barış abinin yalancısıyız..

 

 Buz Mağralarına Giderken

Çukur orada öylece dursun biz güneşi kaçırmadan yarım saat kadar mesafedeki Hallaç köyünün yakınlarında, Ağrı Dağı’nın dibindeki buz mağarasına yola koyulalım. Jandarmalara selam verdikten sonra kısa bir yolculuğun ardından Hallaç köyüne girdik. Köyün yolu köstebek çukuru gibi delik deşikti.

hallackoyu.jpg

 

Yol uzun süreceğe benziyor derken, Hobaaaa Burak’ın kolunda saat yok, nerde saat, aldı mı bizi telaş, düğünde takılan baba hediyesi lan bu unutulur mu! Aklımıza İshak Paşa sarayının çeşmesinde ellerini yıkarken, orada bıraktığı geldi. Hemen İshak Paşa Sarayını aradık yetkililerle görüştük onlar saati araya dursun biz bastık geri saraya. 20 dk sonra sarayın güvenliklerinin yanındaydık. Sağolsunlar bulmuşlar saklamışlar saatimizi. Buz mağarasından olduğumuza mı yanalım yoksa geri kazandığımız saate mi sevinelim tam bilemeden Doğu Bayazıt’a veda edip, Van’a yol aldık.

 

Van Gölü Feribot Yolculuğu

Aracı geceden teslim edip iskeleye en yakın olan İskele Öğretmen Evi’nde kalmaya karar verdik. Çünkü hiç bir kurum ve kişi feribotun tam kalkış saatini bilmiyordu. Sabah kargalar bile yüzünü yıkamadan biz resepsiyona not bırakarak çıktık. İskeleye vardığımızda, in cin top oynuyordu. Köpekler sabah rızklarını ararken biz de onlarla beraber donmuş kumsalda 2 saat yürüdük. Feribotun gelmeyişi sayesinde güneşin Van Kalesinin arkasından doğuşunu izledik.

20171227_073829-01.jpeg

 

Halen gelen giden olmayınca biz de sabah kahvaltısı yapabilmek için minibüsle şehir merkezine geri döndük. Kahvaltıcılar sokağında kolunuzu tutan dükkanına sokuyor. Biz de en mütevazi olan Sütçü Kenan’a girdik. İlk gün geldiğimizde öneri üzerine sahildeki Sütçü’ye gitmiştik.  Ama Sütçü Kenan, lezzet, ilgi ve alaka konusunda bizden 10 puanı aldı. Dedesi ile aynı ismi taşıyan torun Kenan abi, iyi bir işletmeci ve esnaf. Hoş sohbeti ile bizi ağırlayıp sonra minibüse kadar eşlik edip yolculadı.   

Sutcukenan-01.jpeg

Dün geceden beri ulaşmaya çalıştığımız Tatvan Feribot İşletmeciliği, sonunda 09.00 gibi telefonu açtı. Tatvan’dan Van’a feribotun yola çıktığını, 13.30 gibi varacaklarını belirttiler. Feribot geldi gelmesine de ne zaman kalkacağı belli değildi. Biz de oradaki çalışanlarla, bizle bekleyen askerlerle doğudan batıdan, eski Van’dan, şimdiki Bitlis’ten uzun uzadıya konuştuk. Buradan taa İstanbul’a trenle gideceğimizi söyleyince de “Sen o baban başi! Hakkatten mi?!” diyerek şaşkınlıklarını belli ettiler.

20171227_132035-01.jpeg

 

 

16.00 gibi kalkış yapmadan önce tüm yük vagonlarının boşaltılması ve doldurulmasını keyifle izledik.  Koskoca feribotta 3 asker, 2 bizdik. 4,5 saat süren yolculukta, kaptan köşküne çıktık, bol bol fotoğraf çektik, gemide dolaştık, Süphan dağına karşı gün batımını izledik.

 

Sonra, mürettebat bizi akşam yemeklerine davet etti ve hayatımızdaki en güzel kurufasülye pilavı yedik. Uzun uzun sohbet ettik ve en az 5 uşak yapmamızı önerdiler.

20171227_183322.jpg

1975’ten beri aktif çalışan 4 feribottan biri Orhan Atliman. Artık yerlerini yeni üretilen feribotlara bırakacaklar. Dolayısıyla belki de son yolcularındandık. Tam bir retro şöleni yaşadık. Tatvan’a vardığımızda sabahki trene yetişmek için merkezde bulunan bir otele yerleştik. Sabah çok erken kalkacağımızdan yürüme mesafeli bir yer bulduk.

orhanatliman.jpg

 

Van Gölü Ekspresi

 

Siz bilmezsiniz, bizim son dakika yetişmelerimiz meşhurdur. Yine onlardan biri ile başlıyor bu hikaye 🙂  Otelden çıktığımız gibi hızlı hızlı yürümeye başladık ancak bir türlü yol bitmiyordu. Google mapte de Tatvan tren istasyonunun yeri belli olmadığından garın yanlış kapısından girdik ve yük vagonlarının arasında kaldık. Ekspresin kalkmasına da çok az vakit kalmıştı. Rayların üstünde koşmaya başladık. Vardığımızda şansımıza tren de 5 dk. rötar yapmıştı. Geçen sene bindiğimiz Doğu ekspresinde yataklı vagonu bırakın pulmarda yer bulmanız imkansız gibiyken biz Malatya’ya kadar nerdeyse 4 kişi gittik. Çarşafı, yastığı, terliği, bir de çikolata ve çubuk krekerimizi, vişne suyumuzu görevliden aldık.

Güneşin sisin arasındaki doğuşunu hayranlıkla izleyip fotoğrafladıktan sonra, yemekli vagonda kompartman sorumlumuz Mevlüt abimiz ve emekli Muş’lu Muhtar Bedrettin amca ile bol bol sohbet ederek en iyi manzaraları kaçırdık 🙂  Ama değdi. Zaten birisi “Ele beş o dekke eğreti oturim sonra gağıp gidim” diyorsa bilin ki en az 2 saat ordasınızdır.

 

 

Her yaşanmışlık bir ders dinleyene, anlayana. Bedrettin amca 75 yaşında. Kendi dönemindeki hayat şartlarından, ağalardan, şuanki telefon bağımlılığımızdan her telden nasihat verdi güzel üslubuyla. Sonra odalara çekilince bir elimizde telefondan GPRS açık tren dönüşlerine bakıyoruz, diğer elimizde el yapımı monopodlu gopro hero5. Bi sağ camdayız, bi sol camda 🙂

📣🔊Van gölü ekspresi de doğu ekspresi gibi 24 saat civarı sürüyor. Tabi daha sakin versiyonu. Onun kadar popüler olmamasında terörün etkisi de olmuş yıllarca. Vagon görevlisinin ve civardaki askerlerin belirttiğine göre son bir kaç yıldır çok daha güvenliymiş. Biz de hiç bir sorun yaşamadık. Hatta biliyor musunuz manzara açısından doğu ekspresine göre çok daha hareketli..nehirler, barajlar..tepeler..dağlar..bir de alabildiğine bozkır.. Tabi yolculuktan sonra vardığınız yer de çok önemli. Tatvan ve çevresi..daha doğrusu Van gölü ve çevresi hem tarih, hem doku, hem görsel, hem sohbet açısından çok zengin. Bu yolculuk da sıraya alınması gerekir..bizden bir tavsiye. …Not: doğuya bu kış geç kar yağmış…sanki sonbahar havası var. Olmadı bir daha gideriz 😊 . #oralarnereler #tren #train #railway #vangölüekspresi #doğuekspresi #trenyolculuğu #landscape #instarail #instatravel #traveller #interrail #ig_dogu #igers #goprohero5 #gopro @vanrailturkiye @vanrailturkiye

A post shared by idil & burak 🌍 Travellers (@oralarnereler) on

Tüm doğa güzelliklerini hayretle izledik film gibi. Barajlar, Murat Nehri’nin coşkulu akışı, Fırat nehrinin üstünde trenle yarışan martılar, dağlar, tepeler muhteşemdi.

 

 

Akşam Mevlüt abinin sık sık “Siz uyumayın uyumayın! Sabah görücem sizi. Hele bi kalkamayın da” gibi anaç tavırları evinizde hissettirdi. Ve biliyor musunuz dünyanın en güzel uykusu trende tadılır.

Sabahın 6’sında “ Günaydın GençLEEr!” diye bağırarak uyandıran Mevlüt abiyi sevgiyle anıyoruz. Daha inmemize en az 1,5 saat vardı halbu ki. Irmak’a varınca otübüslerle Ankara Garına geçildi. Merak etmeyin ücretsiz. Tabi bize Van Gölü Ekspresi yetmedi. Bu sefer de Ankara’dan hızlı trene binip İstanbul’a geldik ve ayağımızın tozuyla Kadıköy Salı Pazarında alışveriş yaptık. İstanbul’da sağanak yağış vardı. 5 günlük Doğu gezimizde ne kar ne yağmur gördük ama eve gidene kadar donumuza kadar ıslandık.

Sonuç olarak Van Gölü ekspresi, Doğu ekspresine ciddi bir rakip. Tabi ki ikisinin de tadı apayrı. İlber Ortaylı hocamızın dediği gibi ‘’Evlenip, mobilyacı dükkanı gezeceğinize, eşinizi alın dünyayı gezin.” Ve bizce buna ülkenizden başlayın.

Sıradaki hedefimiz; Güney Kurtalan Ekspresi…

 

17-12-29-08-09-39-738_deco-01.jpeg

7 Comments

Yorumlar kapatıldı.