LİKYA YOLUNDA 8 GÜN

LİKYA YOLU GÜNLÜĞÜ

0
449

HAYDİ YOLA ÇIKALIM

1. GÜN / OVACIK – KİRME

Seyahat ve ulaşım sponsorumuz HIZLI BİLET ten hızlı ve karşılaştırmalı aldığımız biletlerle, Atatürk Havalimanı’ndan sabah 06:30’da Dalaman’a uçakla geçiyoruz. Dalaman – Fethiye arası Havaş otobüslerinin internetteki saatleri yanlış. Kapıya çıktığımızda kalkmakta olan Havaş’ın Fethiye otobüsünü son anda yakaladık. 8:30 gibi bindiğimiz otobüste kişi başı 17.50 TL ödedik. 1 saat sürmeden Fethiye otogarına gelmiş olduk. Otogarın hemen arkasında, marketin önünden 15 dakikada bir kalkan Ovacık’dan geçen minibüse bindik. Yanlış hatırlamıyorsak 3 TL vererek bizi yol ayrımında indirdi. Yolun solundan yukarı doğru çıkmaya başlıyoruz. 

https://www.instagram.com/p/Brhgd7LgMmS/
BU MANZARA YORULMANIZA DEĞECEK

MEŞHUR START

1-2 KM sonra o ünlü herkesin altında fotoğraf çektirdiği LİKYA YOLU kemerine ulaşıyorsunuz. O kemerin altında geçip Likya Yolu’na devam edildiğini düşünmeyin. Oraya kadar geldiğiniz yolun devamından ilerliyorsunuz. Arnavut kaldırımlı taş yoldan yürüdükten sonra toprak yoldan devam ediyorsunuz. 20 dakika sonra sağınızda Ölü Deniz’in manzarası sizi karşılamaya başlıyor. Siz yürüdükçe manzara da inanılmaz olmaya devam ediyor. ilk su sarnıcına vardığımızda kalabalık bizi karşılıyor. Rus asıllı bir aile 4 çocuğu ile bu sarnıcın üstünde manzaraya karşı önceki gece kamp kurmuşlar. Biz mola verirken onlar sarnıçtan ayrılarak devam ettiler.

Tatlı tatlı yokuşları çıkmaya başlıyoruz. Kasım ayı olması ile yukarı çıktıkça serinlik başlıyor.

TEDBİRLİ LİKYALILAR

Havaş otobüsünde yan yana olduğumuz Mert arkadaşımızla tekrar karşılaşıyoruz. Çantasını görünce çok şaşırıyoruz. Neler var bu çantanın içinde dediğimizde, saymakla bitiremedi. Dikiş setinden, su temizleme kitine kadar her şey var. Balta da almış. Bütün Likya yolunu kamp kurarak devam etme planı varmış. Sosyal medya hesaplarımızı takipleşerek yola devam ediyoruz. Sonraları bizim 2 saat önümüze geçtiği için yol hakkında ufak tüyolar önden veriyor sağolsun. Dik ve yorucu yokuşlardan sonra, tekrar bir su sarnıcına varıyorsunuz. Daha da yukarılara çıkıyorsunuz ve artık Ölü Deniz manzarası çok gerilerde kalıyor.

BABADAĞ’IN DİBİNDEN..

Yeni yapılan taştan villaların aralarından Babadağ’ın dibine Karaağaç Köyü’ne geliyorsunuz. Köyün girişinde güldür güldür akan çeşmede yenilenme ve dinlenme yaşıyor devam ediyoruz köyün içinden. Bu köyün çıkışında da çeşme göreceksiniz. Orda da oturuyoruz suları dolduruyoruz. Sonrasında araç yolundan Kirme Köyü’ne kadar devam ediyorsunuz. Zaten her yerde beyaz kırmızı işaretleri ve yol ayrımlarında durmadan tabelaları göreceksiniz, kaybolmanız inanın çok zor.Kirme Köyünün girişinde de çeşme mevcut. Köyün içinden yol sizi dere yatağına aşağıya doğru indiriyor. Uzun bir süre yokuş aşağı Faralya’ya doğru iniyorsunuz.

Hava 1 saat içinde kararmaya başlayacaktı. Hemen kamp alanı aramaya başladık. 4 Ukrayna’lı arkadaşların kamp kurduğu alana varınca bizi yanlarına çağırdılar. Hemen aşağıda da sabah gördüğümüz Rus aile yine çeşmenin yanına kampı kurmuşlar. Hemen çadırı kurduk, odunları topladık, tencereyi ateşe koyduk ve sporcu Loop makarnamızı pişirdik. Bu gece 24:00 dan sonra İdil’in doğum günü ve international kutluyoruz.Ateşin başında Viyana kahvesinin kahvesini demliyoruz. Dolunay ateş ve sessizlik. İyi ki Doğdun İDİL : )

LİKYA YOLU MACERAMIZIN İLK GÜNÜ

2. GÜN / KİRME – KABAK

Sabah 7’de kalktık. Ateşi yaktık ve kahveler makarnalar yapıldı. Bu gece ilk dışarda kalışımız olduğu için biraz üşüdük daha alışamadık havaya. Kamp arkadaşlarımızla fotolar çekildi ateş söndürüldü, dişler fırçalandı ve yola çıkıldı. Hemen aşağımızda arı konaklama yerine geldik hemen aşağısında tekrar çeşme var. Artık Kelebekler Vadisi’nin üstünden aşağıya doğru iniyoruz. Ormanlık alanın içinden aşağıya inerken pansiyonlar ve bungalowlara geliyorsunuz. Gürül gürül akan çeşmenin yanından ana caddeye iniyoruz. Kelebekler vadisine geldik bile. Yolda bakkal, pansiyon evler ve vadinin dibinde kumsalı olan kelebekler vadisi : ). Araba yolundan devam ederken yol, bir anda tekrar tabela ile sizi Kabak Koyuna patikaya yönlendiriyor. Öğlen ezanı okunmaya başladı bile.

EN DİK VE YORUCU TIRMANIŞ

Ne yol ama dar bir patikadan tırmanıyorsunuz. 100 metrede bir soluklanmamak elde değil. Nefesinizi kesen bir tırmanış.Yukarı çıktıkça güneş kendini gösteriyor. En çok terlediğimiz yokuş burası oldu. Tepeye zirveye geldiğimizde kamp ateşi yakılan bir düzlük görünce kahve molası için duruyoruz. Ateşi ve güneşi bulunca, üstümüzü kurutuyoruz, kahveleri demliyor dinleniyoruz. Araç yolu gibi toprak yoldan kabak koyuna giderken manzara mükemmel. Sonra tekrar bir çeşme gördük ama akmıyordu. Solumuz çam ağaçları sağımız uçsuz bucaksız deniz. 

2 SANDALYE MUCİZESİ

Ve çok büyük bir palamut ağacı yol kenarında dikkatimizi çekiyor.Hemen ona doğru yoldan sapıyoruz ve dibinde 2 adet ağaçtan sandalye ortasında da taş bir masa… Burası bizim için yapılmış bir yer diyoruz. Kamp kurmak için ideal bir nokta olduğunu düşünüp, çadırı kurmaya başlıyoruz daha saat 3 olmasına rağmen. Çünkü bu bir işaret olmalıydı. İdil’in işi olan Uzman psikologluk kimliği ile youtube kanalımızı yaşam kanalına çevirmek amacıyla video çekmek için ideal bir yer olduğunu düşünüyoruz. Ve İdil kamera karşısında ‘’korkuyu’’ anlatıyor.

İDİL’İN İLK VİDEOSU

Tahmin edin akşam yemeğinde ne var : ). Makarna pişiyor ateş başında sohbet başlıyor. Ağustos böceklerinin susmadığı bir gece bu

Dikkat sabaha karşı çadırın dibine kadar gelen domuzlardan çok korkuyoruz bildiğiniz dibimizde homur homur toprağı kazıyorlar. Bağırıyoruz ve fenerle dışarı çıkıyoruz hemen kaçıyor. Korkmayın diyemeyeceğiz tabi korkuyorsunuz. Kafanızda kötü senaryolar çizmeyin yeter.

LİKYA YOLUNDA 2. GÜNÜMÜZ

3. GÜN / KABAK – ALINCA

Sabah 8 gibi kalkıyoruz. Çadırın içi çok güzel ve sıcacık. Ama kalkıp yola devam etmemiz lazım 🙂 Ateş yakıyoruz kahvaltıda tabi ki makarna ve kahve ikilisi 🙂. Artık ne suyumuz kaldı ne de yiyecek yüzümüzü yıkayacak suyumuz : ). Çadırı toplayıp bu alandan ayrılıyoruz. 5 dakika geçmeden tekrar arı konaklama merkezinin yakınına çadır kuruduğumuzu fark ediyoruz. Araç yolunda ilerlerken tabela bizi tekrar patikaya Kabak Koyu’na yönlendiriyor. Köye vardığınızda patikadan araç yoluna geliyorsunuz. Hemen atıyla yürüyen amcadan yol hakkında bilgiler alıyoruz. Buradan Kabak koyuna inebilir tekrar likya yoluna bağlanabilirsiniz. Biz direk likya yoluna girdik. Alınca köyü’ne 8 km. tabelasına  devam ediyoruz. Köyün içindeki küçük caminin çeşmesinde yüzümüzü ve bulaşıklarımızı yıkıyoruz suları dolduruyor ve başlıyoruz alınca yolunu tutmaya. Buradan tekrar yokuş çıkmaya başlarken yolda Zühtü amca ve oğlu ile sohbet ediyoruz. Bitkilerden, ağaçlardan, hayatından ders niteliğinde bilgiler veriyor ve yola devam ediyoruz. 

SONBAHAR YAĞMURU

Manzara eşliğinde devam ederken yağmur başladı bile.Yağmurlukları giydik bir dağın yamacından diğer dağın yamacını döne döne zor yollardan Alınca köyüne vardık. Bu 8 km’lik yolda çeşmelerin hepsinin kuru olduğunu fark ediyoruz. Tırmanırken bir tabela ile karşılaşıyoruz Alınca Hasan Market450metre. Bayadır böyle bir habere mi tabelaya mı ne dersiniz bilmiyoruz ama aşırı mutlu oluyoruz. Köye geldiğimizde Hasan amca ve eşi ile sohbet ediyoruz. Markette hiç bir şey kalmamış. Sezon bittiği için yeni şeyler almamış Hasan amca. Ton balığı, domates, çubuk kraker, yumurta ve su alırken Okan arkadaşımız geliyor. Okan arkadaşımız önümüzden giden Mert arkadaşımıza yetişmeye çalışıyormuş.

Beraber gideceklermiş bu yolu aksilik olmuş geç başlamış. Bizimle kamp yapacağımız alana kadar eşlik ediyor.

ALINCA KÖYÜ

Gün batımını Alınca Köyünde karşılıyoruz. Ne gün batımı ama aklımızı alıyor köy.Bulutlara yakın hissederken göz hizanızda denizin ufuk çizgisi. Alınca köyünden patikaya giren yolda çok güzel bir kamp alanı buluyoruz. Okan Mert’e yetişmek için yanımızdan ayrılıyor. Biz de odun toplayıp çadırı bu mükemmel yere kuruyoruz. Akşam yemeğinde ton balığı ve makarna var.Değişiklik oldu ton balığı : ). Ateş başında sessiz sedasız bu ortamda çok rahatlıyoruz. Uykuya geçiyoruz artık yorgunluk vücutta hal göstermeye başladı. Gece 2-3 gibi sağanak yağmur çıkardığı ses bizi uyandıyor.Şimşek çaktığında çadırın içi floresan lamba yakmış gibi aydınlanıyor. Gök gürültüsü çadırı sallıyor sanki. Dağ keçileride yanımıza geldi her yanımız keçilerle doldu. Tüm geceyi onlarla beraber geçirdik : )

LİKYA YOLUNDA 3. GÜNÜMÜZ

4. GÜN / ALINCA – GEY

 Sabaha kadar yağan sağanak yağış durmadı ancak 9 gibi bulutlar azalmaya başladı. Çadırın kapısını açtığımızda bir tarafta pembe bulutlar diğer tarafta gri bulutlar inanılmaz bir resim vardı sanki karşımızda.Çadırın bagajındaki her şey sağanakta ıslandı malesef. Kurutmak için ateşi yakacağız ama hiç bir şey kuru değil ki. Zor bela ateş yakıyoruz aklımıza gaz ocak neden almadığımız geliyor. Her şey tam kurudu derken tekrar yağmur başladı bile. O ara yumurtalar haşlandı kahvaltıyı hazırladık. Çadırı kuruladık, topladık ve yola koyulmaya başladık.

TEHLİKELİ İNİŞ

Yağmurdan sebep patikaları taş toprak ne varsa kapatmış. Zaten Alınca’ dan aşağı inmek çok zor bir de yağmurun birikintisi ile daha da zor oluyor. Uçurumun kenarında çok tehlikeliyerlerden iniyorsunuz bu alana dikkat edin. Gey köyüne giderken çok güzel manzaralar eşliğinde devam ediyorsunuz. Yolda çeşme ile karşılaşmıyorsunuz malesef. Sonra sizi kendine aşık edecek bir yer geliyor karşınıza. Mermer bir kaya parçası eğimi ile yamacın tam ucunda cennet koyunun da tam üstünde. Sunum yapacak bir platform gibi duruyor adeta. Zaten bu yolu yürüyen herkesin karesini süsleyen bir nokta.3 km kadar yürüyünce ana caddeye varıyorsunuz. Gey köyüne 3 km kadar araba yolundan devam ederek gidiyoruz. Sağınızda denizin sonsuzluğu ile baş başasınız. Ufuk çizgisinde şimşekleri görüyorsunuz, gök gürültüsünü duyuyorsunuz.

Uçurumun kenarında çok tehlikeliyerlerden iniyorsunuz bu alana dikkat edin. Gey köyüne giderken çok güzel manzaralar eşliğinde devam ediyorsunuz. Yolda çeşme ile karşılaşmıyorsunuz malesef. Sonra sizi kendine aşık edecek bir yer geliyor karşınıza. Mermer bir kaya parçası eğimi ile yamacın tam ucunda cennet koyunun da tam üstünde. Sunum yapacak bir platform gibi duruyor adeta. Zaten bu yolu yürüyen herkesin karesini süsleyen bir nokta.3 km kadar yürüyünce ana caddeye varıyorsunuz. Gey köyüne 3 km kadar araba yolundan devam ederek gidiyoruz. Sağınızda denizin sonsuzluğu ile baş başasınız. 

Ufuk çizgisinde şimşekleri görüyorsunuz, gök gürültüsünü duyuyorsunuz.

GEY KÖYÜNE YAĞMURU GETİRDİK

Otostop çekelim diyoruz ama 3 km boyunca bir tek araç göremeden devam ediyoruz. Köye yaklaştığımızda yağmur çoktan başladı. Islanmaya başladık akşam ezanı okunurken köyün camisinin yanından geçiyorduk. Hava inanılmaz bir şekilde kapandı sanki bir anda gece oldu. Kalacağımız pansiyonların yanına geldiğimizde Okan arkadaşımızın Dumanoğlu pansiyonda olduğunu mesajlaşarak öğrenmiştik. İlk önce Bayram House’a giriyoruz. Gökhan arkadaşımız bizi karşılıyor. Odasına bakıyoruz beğeniyoruz burayı. Sonra Dumanoğlu’na gidiyoruz Okan arkadaşımıza selam veriyoruz ve oradaki odalara da göz gezdiriyoruz. Bizim tercihimiz Bayram House oluyor. Akşam yemeği ve sabah kahvaltısı artı konaklama 85 tl ödüyoruz. 4 gündür banyo yapmamışız yatak görmemişiz nasıl heyecanlıyız anlatamayız.Gökhan ve eşi Nurgül, yemekleri biz hazırlayalım sizi çağıralım diyorlar. Banyolar yapıldı arındığımızı hissederek yemeğe geçtik. Ne yemek ama fevkaladenin fevkinde.Üzerine soba başında kahvemizi içiyoruz. Ve yatmaya geçiyoruz.

LİKYA YOLUNDA 4. GÜNÜMÜZ

5. GÜN / GEY – BEL – GAVURAĞILI

Gece dolunay olduğundan hava aydınlık mı karanlık mı güneş mi doğuyor anlamıyorsunuz. Sabah kahvaltımız hazır bile. Gece bizim dışımızda 2 İsviçreli doktor kalmış. Kahvaltıyı beraber yapıyoruz. Onlarla yaptığımız uzun uzun sohbetin ardından Viyana Kahvesi’nin kahvesinden ısmarlıyoruz. Bizden çok önce yola koyuluyorlar. 

ARTIK 3 KİŞİYİZ

Okan arkadaşımızla buluşuyor ve üçümüz beraber yola çıkıyoruz.Köyün yol sapağından bakkal amcaya uğrayarak geleneksel yemeğimiz olan makarna ve sularımızı alıyor devam ediyoruz. Dağların etrafından dolana dolana güzel manzaralar eşliğinde güneşe doğru yürüyoruz. Bel köyüne giderken bir sarnıca rastlıyoruz. İpi olmayan su kovası olduğundan su ikmali maalesef yapamadık. Ormanlık alana geldiğimizde serinlik sizi üşütecek şekilde. 

TERKEDİLMİŞ KÖY

Bel köyüne geldiğimizde ise sanki köyü terk etmişler hiç kimseler yok. Çay içmek için yer arıyoruz lakin sezonu olmadığından pansiyonlar dahi kapalı.

https://www.instagram.com/p/Bq91zTZg07m/

Araç yolundan uzun süre devam ediyorsunuz yolun tam ortasında kocaman bir çam ağacı ve dibinde su kuyusunu görüyoruz. Dibinde ateşimiz yakıyoruz suyumuzu ısıtıp kahvemizi demliyoruz. Merak etmeyin biz her yaktığımız ateşi tekniğine ve güvenliği en üst seviyede tutarak yakıyor ve sonra da söndürüyoruz : )Yukarılardan bir teyze sesleniyor gelin gelin buradaki kuyu daha temizdir diyor. Kovayı kaptığımız gibi yanına gidiyoruz. Hoş sohbetimizi teyzemizle yaptıktan sonra tekrar yola koyuluyoruz. Araç yolu bitiyor ve tekrar patika yolu başlıyor. 

Ormanlık araziden uzun süre devam ettikten sonra çok dik bir bayırdan Gavurağılıköyüne doğru çok zor ve tehlikeli bir iniş sizi bekliyor.Zor bir iniş olmasının yanında gün batımını burada karşılıyoruz. Manzara çok fena.İniş bitince dikkatli olun yolda ufak bir iz kaybı var kaybolmayın. Hava artık karardı bile, hemen kamp için yerimizi seçmeliyiz. Kafa ışıklarıyla çadırı kurduk, ateş çukurunu açtık, odunları da topladık. Okan’ın erzağıyla bizim yiyeceklerden imece usulü yemeğimizi hazırladık. Tabi ki  makarna, ulusal yemeğimiz. Ateş başında yarının planını yaparken hayata dair konuşmalarla geceyi bitirdik.

5. GÜNÜMÜZ ÇOK DA MUTLU DEĞİL MİYİZ 🙂

6. GÜN / GAVURAĞILI

Sabah kalktığımızda Okan uyanmış, ateşi yakmış, etrafta keşif dahi yapmıştı. Kahvaltı için yemeği hazırladık, üzerine kahve içip çadırımızı toplayıp yola koyulduk. Araç yolundan devam ederken otel ve pansiyonların yanından geçiyoruz. Yolun bittiği yerde tuvalet ve bir çeşme bizi karşılıyor. Bulaşıkları yıkıyoruz tuvalet ihtiyacımızı gideriyor ve dişleri fırçalayıp yola devam ediyoruz. Küçük şirin bir köyden devam ederken ana caddeye çıkıyorsunuz. İsterseniz buradan ana caddeyi kullanabilirsiniz ya da isterseniz yolun hemen karşısından dağa çıkabilirsiniz. İlk önce araç yolundan gitmeyi düşünürken sonra dağın ortasından Likya yoluna geçmeyi denedik çok zor bir tırmanış ile Patara kumsallarını gören bir noktaya doğru tırmandık.Yola dahil olduğumuzda zirvedeydik.

PYDANIA MANZARASI

İşte Likya yolu diyeceğiniz bir yoldan devam ediyorsunuz. Kale kalıntıları ve seralarla kaplı Patara kumsalları boylu boyunca önünüzde. Bu yoldan tekrar ayrılarak patikaya geçiyorsunuz. Pydania kalesini yukarıdan gören Özlen çayının kıvrımını izlediğiniz fonda ise Patara kumsalı boyuna devam ediyor.Yokuş bittikten sonra araç yoluna geçiyorsunuz. Yemek ve suyumuz hiç kalmadığı için market bulmalıyız ve markete gitmek için yolda otostop çekmeye başladık.Motorsikletli abi durdu ve en yakın marketin 5 km ileride olduğunu söyleyince yıkıldık. Ne yapacağız ne edeceğiz derken, mavi yada kırmızı bir traktör düşünelim bizi alsın ve markete götürsün dedik. Dua buydu ama Allah verdi iki göz derler ya, Sahil Marketin (Muhtarın Yeri)sahibiEngin arkadaşımız motoruyla oradan geçerken bizi görüyor.

AÇKEN MARKET ALIŞVERİŞİ YAPMAYIN 🙂

Ricamızı kırmayarak Burak’ı yanına alıyor ve markete götürüp alışveriş yapmasına yardımcı oluyor. Burak ambara düşmüş gibi ne bulursa alıyor : ).Tüm tavuk, domates, salatalık, cipsler, kekler, çikolatalar ne varsa almış. Marketin sahibi Engin arkadaşımız hava kararıyor sizi ben kamp yapacak yere götüreyim diyor. Minibüsünü alıyor bizi de yanına alarak kamp kurulacak alana götürüyor. İnsanlık ölmemiş dercesine bizimle ilgilenen Engin arkadaşımıza çok teşekkür ediyoruz. Tarlanın dibine kampı kuruyoruz. Uzaklardan gelen dalga sesleri bir yandan, dağlarda ulayan kurtlar diğer yandan tavukları haşlıyoruz. Zeytin ağacının dallarından şiş yapıp tavukları diziyoruz. Yanına da tabi ki makarna : ). Akşamı böyle bitiriyoruz.

6. LİKYA GÜNÜMÜZ

7. GÜN / LETOON – XANTHOS 

Sabah tekrar rutin işlemler yapılıyor ve yola koyuluyoruz. Akşam bize facebooktan ulaşan Bülent abi Patara plajında bulunan kendi işlettiği Patara Green Park’ta çay içmeye davet ediyor. Söz veriyoruz ve ilk önce Pydani Kalesi’ne en üstünden içeri giriyoruz. Her yerde ağaçlar makiler büyümüş. İçerisine halk keçi ağılı dahi yapmış o kadar bakımsız ki bu tarihi kale, şaşırıyoruz. Karşılaştığımız kırımızı beyaz çizgileri takip ederek kalenin arka kapısından, Özlen Çayının yanından Patara plajına geçiyoruz. 

LİKYALILARIN EVİ, PATARA GREEN PARK

Yolda buram buram kokan ada çayından topluyoruz.Köprüden geçerek çok güzel yapılmış olan Patara Green Park’a giriyoruz. İçeriye girer girmez bizi Bülent Bişginabimiz ‘Evinize hoş geldiniz’ diye karşılıyor. O kadar samimi ve içten bir insan ki bizi demlediği ada çayı ve hoş sohbeti ile kalbimize taht kuruyor. İsterseniz Letoon ve Xanthos’u gezin sonra kalmaya buraya gelin dışarlarda kalmayın diyor. Duş yeriniz var kalacak yeriniz var. İsterseniz çadırınızda kalın isterseniz bungalow evlerde kalabilirsiniz diyor sağolsun. Öyle sıcak ve samimi bir işletme ki Bülent abiyi çok sevdik.Yanından ayrılırken planınızı yapın aracımızla sizi olduğunuz yerden alırız bile dedi. Daha ne yapsın adam bize : ).Buralara yolunuz düşerse muhakkak buraya uğrayın Bülent abinin sıcak gülüşüne sohbetine doyun deriz.Patara Green Park’dan ayrılıyoruz. İsterseniz bu asfalt yoldan yürümeyerek minibüslere binerek Letoon Antik Kenti’ni görebilirsiniz. 

LETOON ANTİK KENTİNE DOĞRU SICAK İNSAN YÜZLERİ

Biz asfalt yürümek yerine yanımızdan geçen araca biniyoruz. Yaşlı alzheimer olmuş amcamızın dün yaşadığı traji komik hikayesini anlatırken gözlerimiz doldu. Onu bulan köylüler ne işin var burada deyince evine bırakmışlar. Bunu şen kahkahasıyla anlatırken dinlemenizi çok isterdik. Letoon sapağına geldiğimizde hemen yolun kenarında her şeyin bulunduğu market var içeri giriyoruz ufak tefek bir şeyler alamaya. Market sahibi antik kenti ziyaret edin çantalarınız yük yapmasın burada bırakın dönüşte alırsınız diye teklifte bulunuyor. Herkesin bu yola çıkmış yürüyüşçülere saygıyla ve yardım ile yaklaşması sizi çok şaşırtacak. 

Planımız belli olmadığı için çantaları bırakmak istemedik ve yütüyerek Letoon’a geldik. Giriş ücretli müze kartınız varsa bedava geçebilirsiniz. Kocaman bir Antik tiyatrosu ve sütunlarıyla bu açık hava müzesi sizi başka boyuta taşıyacak. Bu alanı tanımak için fotoğrafın altındaki açıklamayı okuyabilirsiniz.

Okuduktan sonra beğenip yorum yazarsanız çok mutlu oluruz. Buraya kadar okumuş olduğunuz bilmek bizi mutlu eder.

Letoon’dan ayrılırken müzenin girişindeki meyve ağaçlarına dalıyoruz. Limon, portakal, mandalina tüm turunçgillerden bir torba yapıyoruz. Tabi müze güvenliğinden izin alarak.

Burası da bittiğine göre Xanthos’a gidebiliriz. Xanthos yolu hep araç yolunu takip ediyor. İstanbul’un domates ihtiyacını karşılayan seraların arasında yürüyerek ilerliyorsunuz. Dün dua ederek istediğimiz kırmızı ve mavi traktörlerden mavi olanı yanımıza geldi bile : ). Arkasına atladığımız gibi bizi Xanthos’a giden yol sapağına kadar bıraktı. Oradan diğer araç yoluna doğru geçerken bu sefer de kırmızı traktör geldi ve bizi taaaaa Xanthos’un kapısana kadar bıraktı.Bu ne güzel bir cevap Allah’ım sana şükürler olsun diyoruz.

XANTHOS ANTİK KENTİ

Xanthos’a geldiğimizde ağzımız açık kalıyor gerçekten açık hava müzesi ve her yerde tarihin kalıntıları var. İnanılmaz büyük olan bu yeri gezmemiz nereden bakarsanız 1 saat 30 dakikamızı aldı. Giriş ücretli ve müze kartı geçerli. Güvenlik çantalarınızı buraya bırakın rahat rahat gezin diyerek bize yardımcı oldu. Saat 17:00’de burada olun çünkü mesai bitiyor ben gideceğim çantalarınızı almaya gelin dedi. Aşağıda merkezde kağıt fabrikasında çıkan yangından dolayı havada kocaman siyah bir duman kütlesi var. Bu şehrin kaderi de hep yangınlarla olmuş. 

Romalı Brutus bu kenti istila etmeye başlayınca Xantoslular kaybedeceklerini anladıklarında çocukları ve kadınları hazineleri ile birlikte, sonra da erkekler kendilerini ateşe atarak teslim olmayı reddediyorlardı. Sezarı bile öldüren acımasız Bratus bu durum karşısında hayrete düşüyor. Askerlerine kendini öldüren Xantosları kurtaranlara ödül vereceğini söyler. Ne yazık ki 150 kişi kurtarabilmişler. Böyle duggusal bir hikayesi var şuanki açık hava müzesinin. Hava karardı kararacak güvenliklere bu alanda nereye kamp kurabilceğimizi soruyoruz ve verdikleri tavsiyeye uyarak Xantos’un arkasına doğru ilerliyoruz.

ÇADIR KURMA VAKTİ VE YENİ ARKADAŞLARIMIZ

Okan tarihe olan aşkı  ve saygısı yüzünden daha yukarları keşfederken başka kestirme patika bulmuş. Hatta ona yanında eşlik eden buraların fedaisi köpek götürmüş. Bizi buraları gezerken yalnız bırakmayan 2 köpek arkadaşlarımızla beraber kaya mezarlarının içinden arkadaki boş kamp alanına geçiyoruz.Artık hava tamamen karanlık kafa lambasıyla beraber yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Yağmur olasılığı gösteren hava durumunu da göze alarak çadırları düzgün bir yere kurmaya çalışıyoruz.  

Berduşların takıldığı içki içilen bir mekana benziyor burası. Olsun yanımızda 2 güvenlik köpeğimiz var her sese havlaya havlaya gidip hemen geliyorlar.Akşam yemeğini onlar da var diye biraz fazla yaptık. Tavukları haşladığımız suyu ayran kabının içine koymuştuk. Makarnayı da değişiklik yapıp bununla kaynattık ve inanılmaz bir lezzetle yedik. isim taktığımız Xanthos ve Letoon arkadaşlarımız da yaptığımız makarnaya bayıldılar. Sonrasında topladığımız adaçayı, nane, portakal ve limondan kaynatarak yaptığımız içecek halen aklımız da : ). Artık uyuma vakti Xanthos ve Letoon başımızda nöbet tuttular. Durmadan havlayarak bizi çok uyandırsalar da mutluyduk.

LİKYA YOLU 7. GÜNÜMÜZ VE BOL BOL TARİH

8. GÜN / EVE DÖNÜŞ

Sabah uyandığımzda hiç de düşünmediğimiz bir manzarayla karşı karşıyayız. Kaya mezarlarının tam karşısında kamp kurmuşuz. Sabah ateşi yakıp, kahvaltımızı yaptıktan sonra geldiğimiz yoldan tekrar Xanthos ve Letoon ile beraber müzenin çıkışına geri döndük.Bizi tam müzenin kapısına kadar yolcu edip kapısında beklediler : ). Meteoroloji 2 gün sağanak yağmur gösterince daha fazla bu yola devam etmeyelim dedik ve merkezden Kaş’a giden minibüslere bindik. Yanlış hatırlamıyorsak 10 TL’ye bu yolu gittik. Kaş’a geldiğimizde seyahat sponsorumuz olan www.hizlibilet.com’un telefon uygulamasından karşılaştırmalı en uygun ve hızlı bir şekilde otobüs biletlerimizi aldık. Kaş’dan Antalya otogara 4 saat yolculuğumuz sürdü. Dalaman’dan gitmek daha mantıklı idi ama değişiklik olsun diye Antalya’dan geçtik. Yolda tekrar HIZLI BİLET’in karşılaştırmalı uçuş seferlerini en uygun ve ucuza bularak istanbul’a geri dönüyoruz.

SON SÖZLER

Evet çok keyifli, yorucu ama bir o kadar da öğretici Likya Yolu maceramız şimdilik bitti. Nisan 2019’da tekrar kaldığımız yerden yola kısmetse devam edeceğiz. Emin olun bu yolun bir ruhu var. Ve yürürken kendinizle, hayatla, yaşamla ilgili bir çok yüzleşme yaşıyorsunuz. Anlamlandırıyorsunuz ve şükrediyorsunuz. Korkularınızın üzerine gidiyorsunuz. Kendinizle gurur duyuyorsunuz. İyi bir takım olmanın haklı mutluluğunu yaşıyorsunuz. Ve doğayı kontrol etmemeyi öğrenirken ona eşlik etmenin dayanılmaz hafifliğini hissediyorsunuz. 

Yola çıkın, yol zaten tüm kapılarını açıyor size…

İKİ GEZGİN AŞIĞIN DA DEDİĞİ GİBİ,

GEZİN, GEZİN, DÖNÜN

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz